İÜHF 2. Sınıf, Uluslararası Örgütler

Türkiye’de AB’nin Demokratikleşmeye Etkisi – İühf Uluslararası Örgütler Hukuku

Türkiye’de AB’nin Demokratikleşmeye  Etkisi

-Türkiye’de çok partili seçimler ilk olarak 1946’da yapılmıştır. Ancak Cumhuriyet Halk Partisinin iktidardan düşmesi ve Demokrat Parti’nin hükümeti kurması 1950 yılında gerçekleşmiş ve demokrasiye bu tarihte geçilmiştir. (Bu tarih AB üyesi ülkelerinin hepsinden daha eskidir.)

-Türkiye AB adaylık başvurusunu demokrasiye geçişinden 37 yıl sonra, yani 1987 yılında yapmıştır.

-Türkiye’de demokrasiye geçişin üstüne 70 yıl geçmesine rağmen konsolidasyon süreci halen tamamlanamamışken, diğer aday ülkelerde demokrasiye geçiş ile konsolidasyon süreci art arda gerçekleşmiştir.

-Bunun başlıca sebebi Türkiye’de kutuplaşmış siyasi gruplar birbirlerini demokrasiyi araç olarak kullanarak yıkmaya çalışmakla suçlamışlardır.

(1950’lerde CHP ve DP arasında, 1960-1980 arasında sağ ve sol ideolojileri arasında, 1980’lerden sonra laiklik ve İslam ile Türk ve Kürt kimliklerine vurgu yapan gruplar arasında bu kutuplaşmalar gerçekleşmiştir)

-Toplum içerisindeki bu güven eksikliği 1960 ve 1980 yıllarında darbelere, 1971 ve 1977’de askeri müdahalelere yol açmıştır. Bu süreçlerde de siyasi haklar, insan hakları, kişisel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü gibi demokratik eksiklikler devam etmiştir.

Konsolidasyon sürecinin tamamlanması ılımlaşma ve demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesinin haricinde; darbe, devrim gibi olaylardan çekinmek gibi davranışsal değişimler de gerçekleşmelidir. Türkiye’de bugün bile bu en temel demokrasi koşullarının bazılarının tam olarak yerine getirilmiş olduğu söylenemez.

-Türkiye’nin aday ülke konumunun resmileşmesi 1999 yılında Helsinki zirvesiyle olmuştur.

-Aday ülke konumuna gelmesiyle Türkiye’de Kopenhag kriterlerine ve AB müktesebatına uyum için birçok reform gerçekleştirilmiştir.

-1999-2004 yılları arasında 1982 anayasası değişikliklere uğramış, Medeni Kanun, TCK, terörle mücadele yasası gibi mevzuatlarda da reformlar yapılmıştır.

-Hukukun üstünlüğüyle alakalı olarak da birçok değişiklik yapılmıştır. Örneğin Türkiye, 2003 yılında AİHS’nin 6. Maddesi olan adil yargılama hakkını kabul etmiştir.

-Ülkemizde siyasi haklar diğer koşullara göre daha ileride olsa da, bu alanda da parti kapatma davaları gibi sıkıntılar hala vardır.

-Türkiye’de AB adaylığı ile askeri vesayet konusunda da yasal reformlar gerçekleştirilmiştir. 1982 Anayasası’nın ilk halinde TSK, hükümetlerin kararları üzerinde veto yetkisine sahipti.

-AB adaylığı sürecinde yapılan bu yasal reformlar Türkiye’nin demokratikleşmesinde büyük adımlar olsa da yeterli değildir. 2004’ten sonra siyasi reform süreci yavaşlamıştır.

-1999 yılında AB adaylığının kesinleşmesinden sonra Türkiye’nin gösterdiği on yıllık gelişim, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle karşılaştırdığımızda çok daha azdır.

Peki neden AB adaylık süreci diğer ülkelere kıyasla Türkiye’de aynı hızlı sonuçları vermemiştir? Bunun sebeplerinden biri Türkiye’de tüm siyasi grupların AB üyeliği konusunda aynı görüşte olmamasıdır.

Türkiye ile AB üye ülkeler arasında kısır bir döngü oluşmuştur. Türkiye’de reformların sancılı bir şekilde ilerlemesi AB üyesi ülkelerin Türkiye’nin tam üyeliğine karşı görüşlerini arttırmakta, AB üyesi ülkelerin karşı görüşleri Türkiye’de olumsuz hava yaratmakta ve Türkiye’nin Kopenhag kriterleri yönünde reformlarında yavaşlamasına sebep olmaktadır.

AB Dış İlişkilerinde İnsan Hakları ve Demokratikleşme Teşvikleri

-AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının amaçlarından biri de insan haklarının, hukukun üstünlüğünün ve temel özgürlüklerin korunmasıdır.

Üçüncü ülkelerle yapılan ortaklıklarda da bu demokrasi ilkelerine uygun olması öngörülmüştür.

-AB’nin görüşüne göre, komşu ülkeler ne kadar demokratik ve ekonomik olarak ne kadar gelişmiş olurlarsa AB o kadar güvende olacaktır ve bu ülkelerden gelen göçmen nüfusu azalacaktır. Bu görüş doğrultusunda Avrupa  Komşuluk Politikası (AKP) oluşturulmuştur.

-Ab, demokratikleşmeyi desteklemek için AKP çerçevesinde ‘pozitif şartlılık’ ilkesini belirlemiştir. Bu ilkeye göre demokratikleşme yönünde pozitif adım atan ülkeler ödüllendirilecektir.

-Ancak AKP çerçevesinde de AB komşu ülkelerde demokrasiyi beklendiği düzeyde teşvik edememiştir.

-Komşu ülkelerde Avrupa ve AB’nin imajı tarihi olaylardan kaynaklı olarak çok da yüksek değildir. Örneğin Güney Akdeniz komşuları, AB’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da koloniler kurup baskı kullanarak buradaki toplumlara uzun yıllar zulmettiğini ve bu ülkelerdeki otoriter rejimin devamlılığıyla ekonomik geri kalmışlığı Avrupa ülkelerinin sömürgeciliklerine bağladığından, AB’nin demokrasi konusundaki samimiyetine güvenmemektedir.

Sonuç

-Avrupa Birliği demokratikleşme konusuna büyük önem vermektedir. Birçok ülkenin demokratik konsolidasyon sürecine katkıda bulunmuştur.

-Yapılan reformların beraberinde AB üyeliği getirmesi ve böylece daha iyi yaşam koşulları sağlaması sebebiyle toplumlar reformlara razı olmuştur.

-Demokratikleşme çabalarında siyasi grupların hemfikir olduğu ülkelerde AB sürece ivme kazandırmıştır. Ancak Türkiye gibi demokratik konsolidasyon sürecinde sorunlar yaşayan ülkelerde AB aynı etkiyi gösterememiştir.


Merhaba bizi İnstagram’da takip etmeyi unutmayın @hukuk_notum :

Bir Cevap Yazın

error: Notlarımızı kopyalayamazsınız :)
%d blogcu bunu beğendi: