Roma

Roma hukukunda hak kavramı / ayırımlar

     Ius   hak/hukukHak bireyin hukuk düzenince korunan menfaatlarinin korunmasına, geliştirilmsına ilişkin irade kudretidir. 
Subjektif HakBir kimsenin kanunen bazı şeyleri yapabilme yada bazı yetkileri kullanabilmesi demektir. Kaynaklarda :  İus domini—mülkiyet hakkı İus pignoris—rehin hakkı  İus crediti—alacak hakkı İus tollendi—sökme hakkı  ius distrahendi—rehinli mali satma hakkı vb   
Objektif HakSubjektif hakları tarif eden, himaye eden kurallar objektif hak yani hukuk adını alır.   
 Türkçe’de her iki kavram farklı isimlendirilmiştir. Oysa Avrupa ülkelerinde ve tarihte Roma’da başlarına objektif ve subjektif kavramı getirilerek hak ve hukuk olarak nitelendirilmişlerdir

                                          HAKLARIN AYRIMI 

Haklar çok değişik açılardan sınıflandırılabilir. Romalılar hakları ayni-şahsi hak olarak sınıflandırmışlar ve bu yaptıkları ayrım günümüze kadar geçerliliğini korumuştur. Ancak günümüzde mutlak hak-nisbi hak olarak adlandırılmışlardır. Romalılar usuli görüşlerine uygun olarak hakları değil, davaları aynii davalar ACTİONES İN REM ve şahsi davalar  ACTİONES İN PERSONEM  olmaz üzere ikiye ayırırlardı. Ortağçağdan itibaren bu ayırım önce aynii hak—şahsi hak aurımına dönüşmüş, daha sonar mutlak-nisbi hak ayırımı haline getirilmiştir.

1-Mutlak Haklar:  Herkese karşı ileri sürülebilen, herkesçe ihlal edilebilen, hak sahibine hakka konu olan varlık üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet kurma yetkisi veren haklara mutlak haklar denir.  Mutlak haklar uyuyan haklardır.  Kişiler tarafından ihlal edilmediği sürece ileri sürülemez.  Mutlak hakların en önemlisi ayni hak,  Ayni hakların en önemlisi de mülkiyet hakkıdır.  Ayni haklar maddi mallar ve maddi olmayan mallar üzerinde ileri sürelebilir.Mülkiyet hakkı mal üzerinde en geniş yetkiler veren ayni haktır.  Hak sahibine malı üzerinde yararlanma, tasarruf sağlama gibi yetkiler verir.Mutlak haklarda numerus clauses (sınırlı sayı) ilkesi geçerlidir.  Yani mutlak haklar sınırlıdır.  Taraflar diledikleri gibi mutlak hak tesis edemezler.Roma hukukunda ayni hak kavramı bilinmekle birlikte mutlak hak kavramına ulaşılamamıştır.2-Nisbi Haklar:  Nisbi haklar sadece belli bir kişilere karşı ileri sürülebilen haklardı  Bu haklar esas itibariyle bir borç ilişkisinden doğar  Nisbi haklar yalnızca hukuki ilişkinin tarafları arasında (interpartes) hüküm ve sonuç doğurur.  Mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebilirken ve herkes tarafından ihlal edilebilen nisbi haklar yalnızca sözleşme tarafları tarafından ihlal edilebilirler.Bu     nedenle       3.       kişilere        karşı          ileri sürülemezler.  Bugünkü hukukta (numerus clausus) yani sınırlı nisbi hak geçerli değildir. Sözleşme serbestisi kuralı uyarınca taraflar yeni nisbi haklar yaratabilirler.Ancak Roma’da durum farklıdır. Taraflar Ius Cİvile’nin kabul ettiği sözleşmeleri yapabiliyorlardı. Dolayısıyla sınırlıydılar. Ius Civilenin öngörmediği sözleşmeler ancak praetorlar tarafından kabul edilirse yeni nisbi haklar oluşurdu.Borç ilişkilernin özü, bunların bize bir şey üzerinden  mülkiyet veya irtifak hakkı sağlaalarında, fakat başka kişiye bize bir şey vermeye veya yapmaya veya bir şey temin etmeye yetkili kılmada görülür.  

                                        Aynii hak ve Nisbi hak ayrımı 

Aynii haklar kanunla hukuk düzeni tarafından tayin edilmiştir, saylmıştır. Fertler hukuk düzeni tarafından öngörülmemiş bir aynii hak tipi belirleyemezler. Aynii haklar daha geniş olarak mutlak hak – herkese karşı ileri sürülebilir Mutlak haklar herkese tarafından ihlal edilebilir Nisbi haklar hukuk düzeninin öngördüklerinden ibaret değildir. Frtler hukuk düzeninde mevcut akıt serbestisi çerçevesi içinde yeni nisbi haklar oluşturabilirler. Nisbi haklar yanlız belli bir borçluya dermeyan edilebilir Nisbi hakların ihlali ancak borçlusu tarafından mümkündür.

ACTIO (DAVA) 

Bir kimsenin hakkını adli makamlar önünde talep edebilme yetkisine denir. Hak ile dava arasında sıkı bağ vardır. Çünkü hakları dava yolu ile koruruz. Günümüzde kişi hakkını ancak dava ile elde edebilir. Keza ihkakı hak yasaktır. Hakkı ihlal edildiğini düşünen mahkemeye dilekçe vererek dava açacaktır. Ancak Roma hukukunda bu husus farklı idi. Şöyle ki; Her hak için ayrı dava öngörülmüştür. Bu nedenle hak korunmaya yönelik bir dava yoksa hakta yoktur. Hakkın varlığı, davaya bağlıdır. Bu nedenle Roma hukukunda hak ile dava daha sıkı birbirine bağlıdır. Bunun yanında Roma Hukukunda dava açma yetkisi praetorlar tarafından tanınması gerekli idi. Kişi hakkının ihlal edildiğini düşünüyorsa dava etmek için praetorlara başvuruyor ve o dava hakkı tanırsa dava söz konusu oluyordu ve dolayısıyla da hak söz konusu oluyordu. Praetor dava yetkisi vermekte tamamen serbestti. Dilerse verir dilerse vermezdi. Praetor dava hakkı tanırsa, müracaat eden kişi actor (davacı), karşı taraf (reus) davalı olurdu. Roma hukuku actio(davalar) sistemi olarak gelişmiştir. Çünkü dava varsa hak vardır ve dava açabilmek için praetorların izni gerekli idi.

     HAKLARIN KAZANILMASI—– İKTİSABI VE KAYBEDİLMESİ 

Hukuk düzeni tarafından fertlere tanınmış olan menfaatler, şeklinde tanımlanabilecek olan haklar statik bir durum göstermezler. Bir kişinin sahibi olduğu hakların çevresi hareket halindedir, zaman zaman değişikliğe uğrar. Kişiler bir taraftan hakler elde ederken, diğer taraftan da bazı haklarını kaybederler.

Hakkın belli bir kişiye bağlanmasına hakkın iktisabı kazanılması denir. Hakların kazanılması 3 yolla olur. 

1-Aslen İktisap: Eğer hak sahibi hakkı bir başkası ile herhangi bir hukuki ilişki içine girmeden, doğrudan doğruya kazanıyorsa aslen iktisap etmiş olur. Aslen iktisapta da çoğu zaman mal üzerinde daha önce kurulmuş bir hak mevcut değildir. Bazen de mal üzerinde daha önceden tesis edilmiş bir mülkiyet hakkı mevcuttur. Fakat bu hak sona ermiş ve mal sahipsiz mal haline gelmiştir. (Res nullius) Bu tür mallar, bulan kişinin mülkiyetine dahil olurlar. Taşınır ise ihraz, taşınmaz ise işgal yolu ile aslen iktisap edilirler. Kazandırıcı zamanaşımı (usucapuio) yolu ile kazanılan haklar da aslen kazanılmış sayılır. Örn: denizden balık tutak kişi baliklar üzerinde aslen iktisab sahıbıdır

 2-Devren İktisap: Başkasına ait olan bir hakkı, herhangi bir hukuki sebebe dayanarak hak sahibi ile kurulan bir hukuki ilişki sonucunda devren kazanmaya denir. Hakkı devreden selef (auctor), devralan kişi halef ise (successor) denir. Aralarındaki halefiyet ilişkisine ise (successio) denir.

 Halefiyet külli ve cüzi olmak üzere iki türlüdür. Külli halefiyet, tek bir hukuki işlem ile bir malvarlığın tamamının geçişidir. Roma hukukunda adrogatio denen evlat edinme işlemi bu şekildedir. Cüzi halefiyet ise, bir hukuki işlem ile tek bir hakkın devredilmesi halinde söz konusu olur. Örn:  satım sözleşmesi ile bir mülkiyet hakkının bir başkasına geçmesi gibi. Devren iktisap nakledici ve inşai devren iktisap olarak ikiye ayrılır. Hak bulunduğu şekliyle hiçbir değişikliğe uğramaksızın devralana intikal ederse nakledilmiş olur. Bir hakka dayanılarak yeni bir hak tesis edilirse inşai devren iktisabdan bahsedilir. 

3-Miras Yoluyla İktisap: Bir hakkın yada mamelekin muristen mirasçılara intikal etmesine miras yoluyla iktisap denir. Miras yoluyla iktisap genellikle külli halefiyet şeklinde ortaya çıkar. Roma hukukunda miras yolu ile iktisap, devren iktisabın bir türü olarak nitelendirilmiştir.

                                  Hakların Kaybedilmesi 

Bir hakkın hak sahibinden ayrılmasına hakların kaybedilmesi denir.  1-Devir: hak sahibi hakkın bir başkasına devredebilir. Bu durumda hak eski sahibinden ayrılır yeni sahibine geçer. Örneğin satılan malın mülkiyetinin devredilmesi gibi.

 2-Yok Olma: Hakka konu olan şey yok olabilir. Kitabın yakılması, taşınmazın afet sonucu yok olması gibi. 

3-Terk: Hak sahibi hakkını, bir başkasına devretmeksizin kendi iradesiyle sona erdirmek isteyebilir. Bu da terktir. Örneğin okunan bir gazetenin çöpe atılması gibi. 

4-Terkin ve Kamulaştırma: Taşınmazlar üzerinde mülkiyet hakkı kural olarak tescille kazanılır, terkinle sona erer. Kamulaştırma da taşınmaz mülkiyetini sona erdirir.

 5-Kazandırıcı Zamanaşımı: Hakkın kaybı sonucunu doğuran bir diğer hal de kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisaptır. Malikin iradesine gerek olmaksızın şartlar oluşursa mülkiyet hakkını kazanmaktadır.

 6-İyiniyetle İktisap: Eğer mal malikin elinden rızası ile çıkmış ve malı elinde bulunduran kişi onu iyiniyetli olarak 3. kişiye devretmişse, 3. kişi malik olur. eski malik mülkiyet hakkını kaybeder.

Ders notu için tıklayınız.(pdf)

Roma Hukuku Notları -8


Merhaba bizi İnstagram’da takip etmeyi unutmayın @hukuk_notum :
error: Notlarımızı kopyalayamazsınız :)
%d blogcu bunu beğendi: