Borçlar Genel, İÜHF 2. Sınıf

KUSUR SORUMLULUĞUNUN UNSURLARI (haksız fiil hukuku)


KUSUR SORUMLULUĞUNUN UNSURLARI

Hukuka aykırılığın hangi hallerde kalkacağı TBK md.63’te düzenlenmiştir. Maddeye göre, kanunun verdiği yetkiye dayanma, zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yararın olması, haklı savunma, hakkı kendi gücüyle koruma, daha üstün kamu veya özel yararın varlığı ve zorunluluk hallerinde fiil hukuka aykırı sayılmaz.

Rıza: Zarar gören kişi, zarar verenin fiiline rıza göstermiş ise, kural olarak hukuka aykırılık yoktur. Rıza veren, uğradığı zarara katlanmakla yükümlüdür. İstisna olarak, rıza verilen fiil, kişinin ölümüne veya sakat kalmasına yol açacak nitelikli ise hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir sebep yoktur. Örneğin -tartışmalı da olsa- aktif ötenazi bu kapsamda sayılabilir. Aynı zamanda, verilen rızanın sakat olması halinde de fiil yine hukuka aykırı sayılacaktır. Ayırt etme gücünden yoksun birinin verdiği rızanın hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacağı açıktır.

Rızanın aranmadığı durumlar da vardır. Bunun en bilinen örneği, kişinin rıza verecek durumda olmayıp (koma, nöbet, kriz vb. anları) tıbbi müdahale yapılmaması halinde yaşamını yitireceği veya sakat kalacağı bir durum söz konusu ise, doktorun yaptığı müdahalede rıza aranmaz. Burada farazi rızanın olduğu varsayılır. (Hukuka aykırılığı kaldıran sebep olarak zorunluluk halini veya kanunun verdiği yetkiye dayanmayı gösteren görüşler doktrinde savunulmuştur.)

Kanunun verdiği yetkinin kullanımı: Fiili işleyen, kanunun verdiği yetkinin amacı ve sınırları kapsamında kalan fiili nedeniyle verdiği zararlardan sorumlu değildir. Bu yetki, kamu hukukundan veya özel hukuktan kaynaklanabilir. Örneğin, usulüne uygun ve yetki sınırları içerisinde yapılan gözaltı uygulamaları, kişi haklarını zedelemesine rağmen burada sorumluluk doğmaz (Üstün kamu yararının olduğu da söylenebilir). Benzer şekilde TBK 68’de “Bir kişinin hayvanı, başkasının taşınmazı üzerinde bir zarar verdiği takdirde, taşınmazın zilyedi, o hayvanı yakalayabilir, zararı giderinceye kadar alıkoyabilir; hatta durum ve koşullar haklı gösteriyorsa hayvanı diğer yollarla etkisiz hale getirebilir.” Bu hükme dayanarak yapılan fiiller hukuka aykırılık oluşturmaz.

Haklı savunma: Kişinin malvarlığına veya şahısvarlığına yönelik hukuka aykırı bir saldırı mevcutsa veya başlaması kesin bir saldırı söz konusu ise, saldırıya uğrayan, saldıran kişinin malvarlığına veya şahısvarlığına zarar verebilir. Ancak üçüncü kişilere veya üçüncü kişilerin malvarlığına verilen zararlar ancak ıztırar (zorunluluk hali) kapsamında değerlendirilebilir. Haklı savunmada kişi yalnızca kendini korumak zorunda değildir, bir başkasını korumak amacıyla saldırana zarar vermek de haklı savunma olarak kabul edilir.

Haklı savunmada saldıranın kusuru aranmaz. Yani ayırt gücünden yoksun birinin yaptığı saldırıya karşı korunmak için verilen zararlarda da haksız fiil sorumluluğu doğmaz.

Haklı savunmanın en önemli ölçütü ölçülülüktür. Saldırının kamu gücüyle engellenemeyeceği (örneğin kolluk kuvvetlerinin yetişemeyeceği) varsayılarak kişilere tanınan istisnai bir haktır. Dolayısıyla bu hakkın suiistimal edilmemesi gerekir. Örneğin, yumruk atılan kişinin silah çekip saldırganı vurması ölçülü kabul edilemez.

Zorunluluk hali: Kişi, kendisini veya bir başkasını tehdit eden mevcut ya da yakın bir tehlike varsa haksız fiil yoktur. Burada haklı savunmadan farklı olarak, tehlikenin kaynağı gerçek kişiler olabileceği gibi doğal afet ve benzeri dış etkenler de olabilir. Örneğin fırtınadan kaçan kişi, bir binaya girmek amacıyla kapıyı kırabilir. Haksız fiilden farklı olarak, zorunluluk halleri sadece malvarlığına verilen zararlarda hukuka aykırılığı ortadan kaldırır.

Zorunluluk halinde hukuka aykırılık yoksa bile verilen zarar, TBK 64/2 uyarınca hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde tazmin edilir. Maddede her ne kadar zararın giderim yükümlülüğü olarak yazılmış olsa da tazminat haksız fiil sorumluluğuna değil fedakarlıkların denkleştirilmesi esasına dayanır. Zira verilen zarar hukuka uygundur.

Zorunluluk halinde verilen zarar önlenmek istenen zarardan daha az olmalıdır (ölçülülük).

Hakkı kendi gücüyle koruma: Yetkili kamu makamlarının zamanında koruma sağlayamadığı hallerde kişi önemli hak kaybına uğrayacaksa hakkını kendi gücüyle koruyabilir. Örneğin ıssız bir yerde otel işletme sahibi, konaklama ücretini ödemeyen müşterisinin valizlerine el koyabilir. Yine diğer hallerde olduğu gibi, korumanın ölçülülük sınırlarını aşmaması gerekir.

Daha üstün kamu veya özel yararın varlığı: Üstün kamu veya özel yarar bulunması halinde, bir kimsenin malına veya şahsına verilen zararlarda haksız fiil sorumluluğu doğmaz. Örneğin kamulaştırma ile birinin konutunun yıkılmasında üstün kamu yararı bulunur. (Yine fedakarlığın denkleştirilmesi esasına dayanarak malik kişiye hakkaniyete uygun bir miktar ödenir.)

Üstün kamu yararında en önemli konu, kitle iletişim araçları aracılığı ile kişiliğe yapılan saldırıların hangi durumlarda üstün kamu yararı kapsamında değerlendirileceğidir. Yargıtay kararlarında verilen ölçütlere göre, yapılan haber gerçek ve güncel olmalıdır. Ancak yine de haber içeriğinde amacı aşan nitelikte aşağılayıcı ifadeler kullanılamaz.

Üstün özel yarar kapsamında, genelde tıbbi müdahalelerde karşımıza çıkar. Rıza başlığında anlatılan zorunlu müdahalede rızanın alınmaması konusunu bu başlıkta inceleyen görüşler vardır. Rıza alınarak yapılarak müdahalelerde de hastanın üstün özel yararı aranır.

3) Zarar Görme

Haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurlarından biridir. Hukuka aykırı bir fiil olsa bile zarar yoksa sorumluluk doğmaz. Örneğin bir kazada hava yastıkları açılmamışsa ancak kişi zarar görmemişse zarar olmadığı için sorumluluk da yoktur. Ancak malın ayıplı olmasından bahsedilebilir.

Zarar fark teorisi ile tanımlanmıştır. Buna göre, kişinin malvarlığındaki eksilme ile olağan durum arasındaki fark zarardır. Hukukun koruduğu değerler bakımından saldırıdan önceki ve sonraki durum değerlendirilerek aradaki fark bulunarak zarar elde edilebilir.

Zarar, maddi veya manevi olabilir. Maddi zarar, kişinin malvarlığında yaşanan irade dışındaki eksilmelerdir (dar anlamda zarar). Bu, aktifte azalma, pasifte artma veya mahrum kalınan kar şeklinde olabilir.

Manevi zarar, zararın objektif ve sübjektif ölçüde (geniş anlamda zarar) bulunarak tazmin edilebilir. Manevi tazminat kişinin duyduğu acıyı dindirmeyi amaçlar. Bu bakımdan kişilik hakkının ihlali şarttır.

Fiili zarar: Aktifteki azalış veya pasifteki artışa sebep olan zarardır.

Mahrum kalınan kar: Gelecekte malvarlığında elde edilebilecek artışlardan mahrum kalmaktır. Haksız fiil nedeniyle bir iş teklifini kaçıran kişinin gördüğü zarar bu kapsamda değerlendirilebilir.

Zarar; doğrudan, dolaylı veya yansıma şeklinde gerçekleşebilir. Doğrudan zarar, haksız fiilin doğrudan sebebiyet verdiği zararlardır. Dolaylı zarar ise haksız fiile bağlı olarak gerçekleşen diğer zararlardır. Son olarak yansıma zarar, başkasına yöneltilen zarardan mağdur olmakla gerçekleşir.

Zaman bakımından zarar; mevcut, müstakbel ve ihtimali olmak üzere üçe ayrılır. Mevcut zarar, Zararın hesaplandığı tarihte tespit edilen zararlardır. Müstakbel zarar, haksız fiil nedeniyle sonradan ortaya çıkacak zararlardır. İhtimali zarar ise risk zararıdır, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli değildir. Gerçekleşmediği takdirde tazmin edilmez.

4) Fiili İşleyenin Kusuru

Kusur, kasten ve ihmali olarak gerçekleştirilen, fiili işleyenin fiil nedeniyle kınanabileceği davranışlardır. Hukuka aykırılık ile aynı şey değildir. Kusur kavramı, hukuka aykırı davranış nedeniyle fiili işleyenin kınanabilip kınanamayacağını tespit etme işlevi görür. Kusur yoksa kural olarak sorumluluk yoktur.

Tanımda belirtildiği gibi, kusur kasten veya ihmal ile olabilir. İki halde de hukuk aykırılık mevcut olacaktır. Ayrım, kusurun derecesini dolayısıyla tazminat miktarını tespit etmek içindir.

Kasıt, fiili işleyenin bilerek ve isteyerek hukuka aykırı davranışta bulunmasıdır. En ağır kusur derecesidir. İhmal ise kişinin gerekli özeni yerine getirmemesidir. İhmal hafif ihmal ve ağır ihmal olarak derecelendirilebilir. Ağır ihmal, somut olayda herkesin göstereceği özeni göstermemek, herkesin yapacağını yapmamaktır. Hafif ihmal ise, ancak dikkatli bir kimsenin göstereceği özeni yerine getirmemektir. O halde kusurun dereceleri şu şekilde sıralanabilir:
Kasıt>Ağır İhmal>Hafif İhmal

Kusur çeşitlerinden ihtimali kast ve bilinçli ihmal kavramı sık sık birbiriyle karıştırılmaktadır. İki halde de fiili işleyen kişi gerçekleşmesi muhtemel bir zararı öngörmekte, zarar vermek istemese bile fiiline devam etmektedir. Burada ayrım, verilen zararın yüksekliği ile ölçülebilir. Fiilin işlenmesiyle zararın gerçekleşmesi neredeyse kesin olacaksa ihtimali kasıt, zarar “bir ihtimal” gerçekleşecekse bilinçli ihmalin varlığından bahsedilebilir. İhtimali kast kastın, bilinçli ihmal ise ihmalin bir türüdür.

Şikayet, istek ve öneri için:

demircanhakan@outlook.com.tr

seymanurelmas2409@gmail.com

(1) Yorum

  1. Haaarika olmuş, kim hazırladıysa eline sağlık

Bir Cevap Yazın

error: Notlarımızı kopyalayamazsınız :)
%d blogcu bunu beğendi: