Borçlar Genel, İÜHF 2. Sınıf

Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları

Borç Kavramı

BORÇLARIN İFA EDİLMEMESİNİN SONUÇLARI

Borcun ifa edilmemesinin sonuçları üç grupta toplanır. Bunlar; ifa davası ve cebri icra, tazminat davası ve sözleşmeden dönmedir.

İFA DAVASI VE CEBRİ İCRA

İFA DAVASI (Eda Davası):

Alacaklı, ifa davası açarak borçlunun ifaya mahkûm edilmesini talep eder. İfa davası açılması için sadece iki şart gerekir. Bunlar borcun muaccel olması ve ifanın mümkün olmasıdır.

Kural olarak ifası mümkün olan her türlü edim için ifa davası açılabilir. İfa mümkün olduğu sürece alacaklı ifa yerine tazminat isteme ve sözleşmeden dönme hakkına sahip değildir. Fakat bunun istisnaları vardır. Alacaklı ifa mümkünken tazminat davası açtığı takdirde borçlu ifayı arz etmek suretiyle itirazda bulunabilir. Açılan ifa davasında borçlu ifanın imkânsızlığını sürerse; alacaklı ya bu itirazın ispatını ister ve imkansızlık ispat edilince davanın ıslah yoluyla ifa yerine tazminata çevirir ya da hiçbir ispata başvurulmadan borçlunun imkansızlık itirazını kabul edip davasını aynı usulle tazminata çevirir. Alacaklı ifa mümkünse ifaya değilse tazminata karar verilmesi yolunda terditli bir davada açabilir.

İfa mümkün oldukça alacaklının ifa davası açabilmesinin iki yönde istisnası vardır:

  1. Alacaklıya tarafların anlaşmasıyla veya bir kanun hükmü tarafından ifa yerine tazminat isteyebilme veya sözleşmeden dönme yetkisi tanınabilir.
  2. Bazı durumlarda ifanın mümkün olmasına rağmen ifa davasına izin verilmez.
  3. Borçlunun ifaya mahkûm edilmesi dürüstlük kuralına aykırı olduğu takdirde alacaklı sanki ifa imkânsızlaşmış gibi ancak tazminat talep edebilir.
  4. İfa yerine tazminat isteme veya sözleşmeden dönme yetkisi bulunan hallerde alacaklı bu yetkilerden birini kullandıktan sonra ifa talep edemez.
  5. Sözleşmeden doğan bazı yan borçlarda ifa davası açılamaz. Ancak asli borcun kötü ifası sebebiyle tazminat talep edilebilir.

CEBRİ İCRA:

Alacaklının açtığı ifa davasında hâkim borçluyu ifaya mahkûm eder ve borçlu bu ilam üzerine ifasını yerine getirmezse alacaklı cebri icra yoluna başvurur. Cebri icra, ifanın devletin bu husustaki teşkilatı tarafından zorla sağlanmasıdır.

  • Para borçlarının ifasında imkânsızlık söz konusu olmaz. Hâkim borçluyu ifaya mahkum edince bu ilam, borçlunun mallarını haciz veya iflas yoluyla paraya çevrilmesi şeklinde alacaklının para alacağının temini tarzında icra edilir.
  • Alacaklıya iadesi gerekip de borçlunun zilyetliğindeki bir taşınır malın iadesi hususundaki ilamlar cebri icra teşkilatı tarafından malın borçludan alınıp alacaklıya teslimi şeklinde icra edilir.
  • Taşınmaz mülkiyetinin nakli veya gayrimenkul üzerinde bir irtifak hakkı veya mükellefiyeti kurulması hususunda verilen ilamların ayrıca cebri icrası söz konusu olamaz. Çünkü mahkeme hükmünün kesinleşmesi ile mülkiyet alacaklıya geçmiş veya sınırlı ayni hak kurulmuş olur.
  • Taşınmaz tahliye ve teslimi hakkındaki ilamlar icra teşkilatı tarafından zorla yerine getirilir.
  • Oğuzman/Öğüz’e göre yapma borçları için cebri icra imkânı yoktur. Yapmama borçlarının da cebri icrası mümkün değildir.

TAZMİNAT DAVASI

TBK. m.112’ye göre ‘’Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.’’

Borçludan tazminat istenebilmesi için; borç hiç veya gereği gibi ifa edilmemiş olmalı ve bu yüzden alacaklı bir zarara uğramış olmalıdır. Alacaklı ancak borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi ile uygun nedensellik bağı bulunan zararların tazminini isteyebilir. Borcun hiç ifa edilmemiş olması ifa imkânsızlığı demektir. Alacaklı açacağı tazminat davasında borcun imkânsızlaştığını ispatla yükümlü değildir. Borcun ifa edildiğini, ifanın arz edildiğini veya ifanın mümkün olduğunu ispat etmek borçluya düşer. Borçlu itirazda bulunmadığı veya itirazını ispat edemediği takdirde borcun ifa edilmemiş olması yüzünden alacaklının uğradığı zararı tazmine mahkûm edilir.

İstisnaen karşılıklı edimler içeren sözleşmelerde alacaklıya ifadan vazgeçip tazminat isteyebilme hakkı tanınmıştır. Bu durumda artık borçlu, ifayı arz etmek suretiyle tazminat davasını bertaraf edemez. İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde ise alacaklı, borçlu temerrüdü sebebiyle sözleşmeden döndüğü zaman alacaklının isteyeceği tazminat TBK. m.125’e dayanır.

Borcun geç ifa edilmesi halinde alacaklının gecikme tazminatı isteyebilmesi için borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir. Borcun gereği gibi ifa edilmemiş olduğu diğer hallerde alacaklının tazminat isteyebilmesi için ayrıca temerrüt gerekli değildir.

  1. ZARAR ŞARTI:

Alacaklının borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi sebebiyle tazminat isteyebilmesi için bu yüzden bir zarara uğraşmış olması gerekir. Zarar tek başına kullanıldığında maddi zararı ifade eder. Maddi zarar kişinin malvarlığında rızası dışında meydana gelen azalmadır. Alacaklının zararı sadece maddi zarardan ibaret olmayabilir. Yani borcun ifa edilmemesi manevi zarara da yol açabilir.

Olumlu (müspet) Zarar – Olumsuz Zarar Ayrımı:

Olumlu zarar alacaklının borcun ifasındaki çıkarın gerçekleşmemesi yüzünden uğradığı zararları ifade eder. Olumsuz zarar ise hüküm doğurduğuna güvenilen bir sözleşmenin geçersiz olması veya kurulacağına güvenilen bir sözleşmenin kurulmaması yüzünden uğranılan zararlardır. Borçların ifa edilmemesinde iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlu temerrüdü sebebiyle sözleşmeden dönen tarafın açacağı tazminat davası olumsuz zararın tazminine yöneliktir. Sözleşmenin kurulması için yapılan masraflar, ifa sırasında yapılan masraflar, borç ilişkisi geçersiz sayıldığı veya geçmişe etkili olarak ortadan kalktığı hallerde zamanında bu ilişki için verilmiş şeyler geri alınamıyorsa bu yüzden uğranılan zararlar olumsuz zarara örnektir.

Olumlu zarar ve olumsuz zarar hiçbir zaman birlikte istenemez. Fakat kanun bazı hükümsüzlük hallerinde olumsuz zararı aşan olumlu zararın tazmini için hâkime yetki vermiş olabilir.

Ortada bir borç ilişkisine aykırılık veya geçerliliğine güven bulunmayan haksız fiillerde olumlu zarar-olumsuz zarar ayrımına gerek yoktur. Kanuna veya ahlaka aykırı bir davranışın sonucu elde edilecek kazancın kaybı tazmine konu sayılmaz.

Fiili Zarar – Yoksun Kalınan Zarar:

Fiili zarar, malvarlığında meydana azalmayı ifade eder. Fiili zarar malvarlığının aktifinin azalması veya pasifinin artması şeklinde gerçekleşir. Yoksun kalınan kar, malvarlığında artma imkânının kaybını ifade eder. Kardan yoksun kalma zararı alacaklının malvarlığının aktifinde çoğalma veya pasifinde azalma imkânının kaybedilmiş olmasıdır.

Manevi Zarar:

Manevi zarar, kişinin kişilik haklarının ihlali dolayısıyla zarara uğramasıdır. Borca aykırı davranış alacaklının beden bütünlüğünü ihlal ederse ya da onurunu zedelerse alacaklı manevi bir zarara uğramış olur. TBK. m.114’te haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanır tarzında yapılan yollamanın kapsamına manevi zararın tazmini de girer. Fakat tazminat talebine TBK. m.72’deki haksız fiil zaman aşımı değil, borca aykırılıktaki zaman aşımı uygulanır.

Zararın İspatı ve Hesap Tarzı:

Kural olarak alacaklı borca aykırılık yüzünden uğradığı zararı ispatla yükümlüdür. Alacaklı bu zararı ispat edebilse de zararın miktarını her zaman ispat edemez. Bu sebeple hâkim TBK. m.114/2’de yapılan atıf gereğince TBK. m.50/2’yi uygular. Hâkim bu takdirde ancak alacaklının ispat ettiği zararın ispat edilemeyen miktarını belirleyebilir.

MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.

Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.

İfa İmkansızlığında ve Borçlu Temerrüdünde İfa Yerine Tazminat İstenen Durumlarda Zararın Hesabı (Değişim ve fark teorileri):

Bir tarafın borcunu ifa etmemesi durumunda zararın alacaklının kendi edimi de göz önünde tutularak mı yoksa sadece borçlunun ifa edilmeyen edimi göz önünde tutularak mı hesap edileceği tartışmalıdır ve bu konuda farklı hesap teorileri mevcuttur.

Mübadele (değişim) teorisi her iki edimi de ayrı ayrı ele alır ve sadece ifa edilmeyen edimi göz önüne alır. Bu durumda hükmedilecek tazminatla alacaklının ediminin değiş tokuş yapılacağını kabul eder. Fark teorisinde; alacaklının zararı, ifa edilmeyen edimin değeri ile kendi ediminin değeri arasındaki fark olarak kabul edilir. Fark teorisinin faydalı yönü işlemleri basitleştirmesi ve tazminat alacaklısını kendi borcunu ifadan kurtarmasıdır. Fark teorisinde tazminat talep eden kendi edimini ifa ettikten sonra ifadan vazgeçip tazminat istemek isterse edimler farkının istenmesinin yanında yerine getirilen edimin de iadesi istenir. Eğer ifa edilen mal iade edilemeyecek bir nitelikte ise bu durumda değişim teorisi uygulanacaktır.

Örnek: A’nın 400.000 TL değerindeki arsası ve B’nin 500.000 TL değerinde bir dükkânı vardır. A; B’nin dükkânı karşılığında arsasını B’nin mülkiyetine geçirecekken B, kusuru sebebiyle ifayı imkânsızlaştırır veya temerrüde düşürür ise A, TBK. m.125’e dayanarak ifadan vazgeçerek tazminat isteyebilir. Bu durumda B, A’nın olumlu zararını tazmin borcu altına girmiş olur. Bu borcun tazmini sırasında değişim teorisi uygulanırsa A, arsasının değerini yani 400.000 TL’yi B’den isteyebilir ve bunun karşılığında kendi arsasını B’ye devretme borcu devam eder. Fark teorisi uygulandığında ise A’nın arsasını devretme borcu sona ererken bu iki edim arasındaki farkı yani 100.000 TL’yi tazminat olarak isteyebilir. Dikkat edelim ki burada tazminat isteyen tarafın yani A’nın edimi daha az değerlidir. Eğer ki tazminat isteyen tarafın edimi daha değerli olsaydı bu durumda fark teorisinde tazminat isteyenin lehine bir fark olmadığı için zarar görmemiş sayılır ve tazminat isteyemezdi.

Borçlar kanununda fark teorisi özellikle iki halde benimsenir. Bunlar TBK. m.213 ve 236’dır. Bu hükümlere göre bir taraf temerrüde düşerse diğer taraf borçlunun ediminin değeri ile kendi ediminin değeri arasındaki farkın tazminini isteyebilir. Farkın tespiti için kanun somu ve soyut olmak üzere iki yolu öngörmüştür.

Zararın Hesabında Esas Alınacak Tarih:

Fark teorisinde imkânsızlıkta sözleşmede karşılıklı edimlerin değer farkına ait zarar ifa edilmeyen borcun ifasının imkânsızlaştığı tarih esas alınarak hesaplanır. Diğer zararların hâkimin karar vereceği tarih esas alınarak, hesaplanması uygun görülür.

Borcun ifa edilmemesinden veya kötü ifasından alacaklı bir taraftan zarara uğrarken diğer taraftan bazı menfaatler elde etmişse bu menfaatlerin zarar hesap edilirken zarardan mahsup edilmesi yani denkleştirilmesi gerekir. Fakat elde edilen menfaat borcun ifa edilmemesi veya kötü ifa arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.

Zararın Tazmini Yerine Kaim Değerin İstenmesi:

Kaim değer; geçerli olan bir şeyin geçersiz hale gelmesiyle onun yerine geçen değerdir. Telef olan malın sigorta bedeli, malın üçüncü kişiye satılıp teslim edilmemesi karşılığı alınan bedel, haksız fiille edimi imkânsızlaştıran üçüncü kişiden elde edilen tazminat alacağı buna örnektir. Kaim değer görüşüne göre imkânsızlaşan edimin borçlusu bu sayede bir kaim değer elde ederse alacaklının tazminat yerine bunu isteyebileceği kabul edilir. Bununla birlikte alacaklı zararının bu kaim değerden de fazla olduğunu ispat ederse kaim değerin yanı sıra bu fazla kısmın tazminini de isteyebileceği kabul edilir.

  • BORCUN İFA EDİLMEMESİNDEN SORUMLULUK:

Alacaklının borcun ifa edilmemesi yüzünden uğradığı zararın tazmini borçludan isteyebilmesi için borçlunun borcun ifa edilmemesinden sorumlu olması gerekir. TBK. m.112’de düzenlenir. Borçluyu kusursuzluğu ispat ile yükümlü tutan hüküm emredici değildir. Taraflar ispat yükünü değiştirmeyi kararlaştırabilirler. Cezai şart kararlaştırılan sözleşmelerde ceza tutarını aşan zararın tazmini istenirken TBK. m.108/2 uyarınca ispat yükü kendiliğinden yer değiştirir. Yani alacaklı borçlunun kusurunu ispatla yükümlü olur.

Kusur:

Kusurdan bahsedebilmek için failin ayırt etme gücü bulunmalıdır. Ayırt etme gücü nisbidir ve her borç ihlalinin niteliği bakımından ayrı olarak incelenmelidir. Borçlunun sorumluluğu için kusurun derecesi önemli değildir. Fakat kanun bazı durumlarda istisnai olarak borçlunun kastını veya ağır kusurunu şart kılmıştır. TBK. m.294 buna örnektir.

Borçlunun Kusursuzluğunu İspat Etmesi:

Borçlu alacaklıya karşı sorumlu olmamak için borcun ifa edilmemesinde kusuru bulunmadığını mecburdur. Aksi takdirde kusuru olmasa bile sorumlu olur. Bu ispat çeşitli sebeplerle olabilir.

  • Borçlu borcun ifa edilmemesinde ayırt etme gücü olmadığını ispat edebilir. Fakat ayırt etme gücü borçlunun kendi kusuruyla geçici olarak kaybedilmişse ve borçlu bu sırada borca aykırı hareket etmişse kıyasen TBK. m.59 uyarınca sorumlu olur.
  • Borçlu borcun varlığını bilmediğini ve bilmemekte mazur olduğunu ispat edebilir.
  • Borçlu borcun ifa edilmemesinin fevkalade halden, mücbir sebepten veya alacaklı yüzünden ileri geldiğini ispat ederse de kusuru bulunmadığını ispat etmiş olur ve sorumlu tutulmaz.

Fevkalade hal borçlunun kaçınamayacağı şekilde borcu ihlal etmesine sebep olan bir olaydır. Mücbir sebep ise borçlunun borcu ihlal etmesine mutlak olarak kaçınılmaz şekilde sebep olan dışsal bir olaydır. Fevkalade hal borçlunun kendisinden beklenen tedbirleri almakla borcun ihlalini önleyemeyeceği bir olayken mücbir sebep hiç kimsenin alacağı tedbirlerle borcun ihlalini önleyemeyeceği bir olaydır.

  • Borçlu gerekli bütün özeni gösterdiğini ispat ederek de kusurlu olmadığını ispat edebilir.

Kusura Bağlı Sorumluluğun Daraltılması:

Borçlunun sorumluluğu kanun hükmü ya da tarafların anlaşmasıyla daraltılmış olabilir. Kanun bazı durumlarda borca aykırı davranışlardan borçlunun sorumlu tutulmasını ağır kusurun bulunması şartına bağlamıştır. Örneğin TBK. m.249 bağışlayanın sorumluluğu buna örnektir.

Taraflar anlaşma yaparak da borçlunun sorumluluğunu daraltabilirler. Bu anlaşmaya sorumsuzluk anlaşması denir. Yalnız borca aykırı davranıştan önce yapılan anlaşmalar sorumsuzluk anlaşması niteliğindedir. Sorumluluğu önceden daraltan anlaşmalarda borçlunun ağır kusurundan(kast ve ağır ihmal) sorumlu olmayacağının kararlaştırılması hükümsüzdür. Borca aykırı davranışla sorumluluk doğduktan sonra borçlunun tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmak veya azaltmak için yapılan anlaşmalar ise sorumsuzluk anlaşması değil, bir sulh veya ibra teşkil eder. Bu tarz bir anlaşma ise her türlü kusuru kapsayacak şekilde yapılabilir. Buna kasıt da dâhildir.

Kanun borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmamasına dair anlaşmalar için de iki sınırlama koymuştur. Bu hallerde hafif kusurdan sorumluluğu kaldıran anlaşma kesin hükümsüz sayılır.

  • Alacaklı hafif kusurdan borçlunun sorumlu olmayacağını kabul ettiği sırada borçlunun hizmetinde idiyse borçlunun kusurundan sorumlu olmayacağına dair anlaşma kesin hükümsüzdür.
  • Sorumluluk kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülen bir hizmet, meslek veya sanat faaliyetinden doğuyorsa yine borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına dair anlaşmalar geçersizdir.
  • Bazı özel kanun hükümleri de sorumsuzluk kayıtlarını sınırlamıştır. Örnek: TTK. m.854

Kusuru Bulunmadığı Halde Borçlunun Sorumluluğu:

Borçlunun kusuru bulunmadan kanun tarafından sorumlu tutulduğu hallerin bir kısmı borca aykırı davranışının beklenmeyen sonuçlarından ibarettir. Örneğin ödünç sözleşmesinde borçlu ödünç aldığı şeyi başkasına kullandırarak borcuna aykırı davranırsa malın kaza sonucu hasara uğramasından sorumlu tutulur. Kanun borçluyu daha önce borca aykırı davranışı bulunmayan bazı hallerde de sorumlu tutmuştur. Bunların bir kısmı borçlunun beklenmedik hal sonucu doğan zarardan sorumluluğudur. TBK. m.373, m.576, m.579 buna örnektir. Satım sözleşmesinde(TBK. m.229/3) ve eser sözleşmesinde(TBK. m.472/1) bazı şartlarla verilen veya yapılan edimdeki ayıpların direkt verdiği zararlardan satıcının veya yüklenicinin kusursuz olarak sorumlu olacağını düzenler. Hâkim hakkaniyet gereğince de ayırt etme gücü olmadığı için kusuru söz konusu olmayan borçluyu da kıyasen TBK. m.65 uyarınca sorumlu tutabilir. Borçlunun kendi kusuru olmasa da yardımcılarının fiilinden sorumluluğu da kusura dayanmayan sorumluluktur.

Kusuru olmasa da borçlunun borcun ifa edilmemesinden sorumlu olacağı konusunda taraflar anlaşmışsa yine sorumluluk için kusur aranmaz.

Yardımcıların Fiilinden Borçlunun Sorumluluğu:

MADDE 116- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür

Yardımcıların fiilinden borçlunun sorumlu olması için;

  • Borçlu borcun ifasında veya borç ilişkisinden doğan bir hakkın kullanılmasında yardımcı kişi kullanmış olmalıdır.
  • Borcun ifasında yardımcı kullanılması borca aykırı olmamalıdır.
  • Yardımcı kişi, borçlunun borcuna aykırı bir davranışla alacaklıya zarar vermiş olmalıdır.
  • Borçlu borcunu bizzat kendisi ifa etse ve zarar verici davranışta bizzat bulunsaydı sorumlu tutulabilecek olmalıdır.
  • Yardımcıların fiilinden borçlunun sorumluluğunu daraltan veya kaldıran bir anlaşma bulunmamalıdır.

Bir kimsenin yardımcı kişi sayılması için borçlunun emri altında bulunması veya borçluya bir sözleşmeyle bağlı olması şart değildir. Bir kişinin yardımcı kişi sayılabilmesi için bunun borcun ifasına katılmasının borçlunun onayına dayanması zorunlu ve yeterlidir. Yardımcı kişiye onay en geç zarar doğuran fiilinden önce verilmiş olmalıdır. Kanuna göre bir hakkın kullanılmasında sözü geçen kimselerde yardımcı kişi niteliğindedir. Yardımcı kişi gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel bir kişi de olabilir. Tüzel kişiler bakımından tüzel kişilerin organları yardımcı kişi niteliğinde değillerdir fakat tüzel kişinin organları dışındaki personeli yardımcı kişi niteliğindedir. Kanuni temsilciler de yardımcı kişi olarak sayılmazlar.

Borçlunun yardımcı kullanmasının borca aykırı olması yardımcı kullanmaya izin olmamasından veya yardımcı kullanmakta gerekli özeni göstermemiş olmasından kaynaklanabilir.

TBK. m.116/2’ye göre yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir. Borçlunun kendi fiilinden sorumluluğunu daraltan anlaşmadan farklı olarak bu durumda yardımcının ağır kusurundan(kast veya ağır ihmal) borçlunun sorumlu tutulamayacağı kararlaştırılabilmektedir. Fakat TBK. m.116/3 bunun bir istisnasıdır.

  • HÜKMEDİLECEK TAZMİNAT:

Tazminatın tarzını ve miktarını taraflar anlaşmış olabilirler. Bu konudaki anlaşma borca aykırılıktan önce yapılırsa cezai şart anlaşması, sonra yapılırsa sulh anlaşması niteliğindedir. Tarafların herhangi bir anlaşması yok ise tazminatın tarzını ve miktarını hâkim belirler. Tazminatın kapsamı en çok zarar miktarı kadar olabilir. Yani zararı aşan bir tazminat miktarı olamaz. Tarafların anlaşması olmadığı takdirde tazminatın miktarı gibi biçimini de hâkim tayin eder. Genellikle bu para şeklinde olsa da farklı biçimlerde de olabilir. TBK. m.113/1’e göre yapma borcu; borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir. TBK. m.113/2’ye göre yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür. TBK. m.113/3 ise yapmama borcuna aykırı davranıştan doğan zararın tazminine özel bir şekil getirmiştir. Buna göre alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.

  • ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN ZARARINI TAZMİN:

Kural olarak borç ilişkisi alacaklı ile borçlu arasında kurulur. Bu durum üçüncü kişinin zararının tazmininin borçludan istenmesine engel oluşturur fakat kanun bazı hallerde bir sözleşmeye taraf olmayan kişiye, borçlunun sözleşmeye aykırı davranışından uğradığı zarar için borca aykırılık esaslarına dayanarak tazminat isteme hakkı tanımıştır. İşçinin ölümü durumunda yakınlarının destekten yoksun kalma tazminatı talebi bu duruma örnektir.

  • TAZMİNAT TALEBİNİN ZAMANAŞIMI:

Oğuzman/Öz’e göre borca aykırılığın her şeklinde tazminat yükümlülüğü borcun ihlalinden doğan yeni bir borçtur ve ayrı bir hüküm bulunmadıkça TBK. m.146 uyarınca 10 yıllık zaman aşımına tabidir. Zamanaşımı borca aykırılığın gerçekleştiği andan itibaren işlemeye başlar.

  • SÖZLEŞMEDEN DOĞAN SORUMLULUK İLE HAKSIZ FİİL SORUMLULUĞUNUN YARIŞMASI VE FARKLARI

Mağdur aynı zararı aynı anda iki esasa dayanarak iki defa tazmin ettiremez.

  • Haksız fiil sorumluluğunda mağdur failin kusurunu ispata mecburken borca aykırılıkta sorumluluktan kurtulmak için borçlu kusursuzluğunu ispat etmek zorundadır.
  • Borca aykırılıkta işin borçlu için bir yarar sağlamaması sorumluluğun daha hafif değerlendirilmesine sebep oluştururken haksız fiil sorumluluğunda böyle bir durum yoktur.
  • Borca aykırılıkta tazminat davasında on senelik zamanaşımı, haksız fiil sorumluluğu tazminat davasında ise zararı ve fiili öğrenmeden itibaren iki yıl ve her halde fiilin işlenmesinden itibaren on sene zamanaşımı kuralı vardır.
  • Borca aykırılıkta sorumluluğun sözleşmeyle daraltılması mümkünken haksız fiil sorumluluğunda bu mümkün değildir.

  SÖZLEŞMEDEN DÖNME

Sözleşmeden dönme, geçerli bir sözleşmenin taraflarından birinin tek taraflı bildirimiyle sözleşme bağını sona erdirme hakkıdır. Sözleşmeden dönme hakkı taraflar arasındaki bir sözleşmeyle kanundaki şartları taşımayan haller için de tanınmış olabilir. Buna iradi dönme hakkı denir.

Borçlar kanununun özel borç ilişkilerini düzenleyen hükümleri arasında da çeşitli sözleşmeden dönme haklarına yer verilmiştir. Farklı bir sonuç bağlanmadıkça bu özel dönme hakları kullanıldığında da genel hükümlerdeki sözleşmeden dönmenin sonuçları uygulanır. İstisnai olarak bazı kanun hükümleri ortada bir borca aykırılık veya ifayı tehlikeye düşüren bir sebep olmaksızın bir tarafa belirli süreler içinde sözleşmeden dönerek bağlılıktan kurtulma hakkı verirler.

Sürekli edimler içeren sözleşmelere yönelik bazı özel hükümlerde ve borçlu temerrüdüne ilişkin kanun hükmünde bir sözleşmeyi sona erdirme hakkının şartları gerçekleştiğinde bu tür borç ilişkilerinin sona erdirme bildiriminden itibaren ileriye etkili olarak sona ermeleri düzenlenmiştir. İstisnai olarak sebepsiz feshe izin verilen fakat bu durumda fesihte bulunanın karşı tarafın olumlu zararını tazminini öngören hükümler de vardır. Örnek: TBK. m.484 böyledir. Yine istisna olarak sürekli borç ilişkisi kurmasına rağmen sözleşmeden dönme ile geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabileceği özel hükümleri kabul eden sözleşmeler bulunduğu gibi bunun aksine ani edimli borç ilişkisi özelliğine sahip olmasına rağmen ileriye etkili feshi mümkün olan sözleşmelerde vardır.

Bir dönme veya fesih beyanında hangisi gerekçe ile veya hangi haklı sebebe dayandırılarak bu hakkın kullanıldığının bildirilmemiş olması kural olarak şartları oluşmuş dönme veya fesih sonuç doğurmasına engel oluşturmaz.  Sözleşmeden dönmeye sebep olan borca aykırılık kısmi ise bazı şartlarla sözleşmeden kısmen dönme mümkün sayılır.

BORÇLAR GENEL İühf

TBK


Merhaba bizi İnstagram’da takip etmeyi unutmayın @hukuk_notum :

Bir Cevap Yazın

error: Notlarımızı kopyalayamazsınız :)
%d blogcu bunu beğendi: