İÜHF 2. Sınıf, Uluslararası Örgütler

AGİT Denetim Mekanizmaları ve Hukuki Yapı

AGİT’İN DENETİM VE İŞLEYİŞ MEKANİZMALARI

A-) İnsani Boyut Mekanizmaları

AGİT’de insan haklarını koruma yollarımı bu mekanizmalar sayesinde gerçekleşir. Bu mekanizmalar hükümetlerarası özellikledir. Bireysel olarak işletilemez ve AGİT kurumlarınca doğrudan doğruya devreye sokualazmlar. Bu husus eleştirilmektedir. Ancak bu durumun AGİT’in kimliğinden kaynaklandığı söylenir. Bireysel hak ihlali durumları ancak dolaylı olarak AGİT gündemine gelebilir. Örneğin Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi aracılığıyla..

İnsani boyut üstlenimlerinin denetimi için 2 farklı mekanizma geliştirilmiştir:

aa-) Viyana Mekanizması

1990 Kopenhag ve 91 Moskova belgeleriyle geliştirilmiştir. İnsani boyut yükümlülüklerini ihlal ettiği iddia edilen devlete karşı diğer katılan devletlerin işleme koyabileceği bu mekanizma 4 aşamadan teşekkül eder:

1.Bilgi Değişimi: Katılan devletler, insanî boyut konularına ilişkin olarak bilgi değişiminde bulunmayı, bilgi taleplerine yanıt vermeyi üstlenmişlerdir. Kendisinden bilgi istenen devlet, en geç on gün içinde buna yazılı olarak yanıt vermelidir.

2.İkili görüşme: Katılan devletler, talepte bulunan devletlerle, insanî boyuta ilişkin sorunları incelemek üzere ikili görüşmeler yapmayı üstlenmişlerdir. Bu tür toplantıların tarihi ve yeri diplomatik yollarla kararlaştırılır. Bu tür toplantılar kural olarak istemde bulunulmasından sonra en geç bir hafta içinde yapılmalıdır.

3.Diğer katılan devletleri bilgilendirme: Herhangi bir katılan devlet, gerek duyduğunda, insanî boyutla ilgili durum ve olayları, diplomatik yollarla diğer katılan devletlerin bilgisine sunabilir.

4.Sorunu AGİT toplantılarına götürme: Herhangi bir katılan devlet, gerek duyarsa, bilgi değişimi, ikili toplantıların sonuçları hakkında insanî boyut toplantılarına ve izleme toplantılarına bilgi verebilir.

Bu mekanizma zamanla önemini yitirmiştir. Bunun sebebi artık insan hakları konusunun hiçbir şarta bağlı olmadan doğrudan doğruya Daimi Konsey’in önüne getirilebilmesidir. Bu mekanizma Daimi Konsey usulüne kıyasen yavaş ve uğraştırıcıdır.

bb-) Moskova Mekanizması

1992 Prag ve 93 Roma belgeleriyle geliştirilmiştir. Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nde bulunan listeden seçilen uzman ve raportör misyonlarından oluşur. Söz konusu listede her katılan devletin aday gösterdiği, insanî boyut alanında deneyimli akademisyen, büyükelçi, yargıç, dışişleri bakanları gibi görevliler bulunmaktadır:

  • Uzman Misyonları: 2 şekilde oluşturulma imkanı vardır. Birincisi, herhangi bir katılan devletin, insanî boyuta ilişkin ülkesindeki sorunlarının çözümüne katkıda bulunması için bir uzman misyonu kendisi davet edebilir. İkinci yol da, İnsanî boyut Viyana Mekanizmasının birinci ya da ikinci aşamalarını gerçekleştirmiş olan bir veya birden fazla devlet, Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nden bir katılan devletin ülkesinde insanî boyuta ilişkin belirli ve açıkça tanımlanmış bir soruna ilişkin uzman misyonu davet etmeyi kabul edip etmeyeceğini sormasını isteyebilir.

Görüldüğü üzere her iki durumda da ilgili devletin uzman misyonu davet etmesi üzerine süreç başlamaktadır. İlgili devlet uzman misyonununda yer alacak kişileri kaynak listesinden seçer. Uzman misyonu, ilgili devletin vatandaşlarını ihtiva edemeyeceği gibi bir başka devletin birden fazla vatandaşını da içeremez. Davet eden devlet, bir uzman misyon oluşturduğunu zaman geçirmeden Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’ne bildirir ve Ofis de bunu diğer bütün katılan devletlere bildirmelidir. Uzman misyonunu davet eden devlet, bu misyonunu görevlerini bağımsız bir şekilde yapabilmesi için bütün olanakları sağlamalı, (örneğin ülkesine zaman geçirmeden girmelerine ve ülke içinde serbestçe hareket edebilmelerine, kamu görevlileri, hükümetdışı örgütler ya da bilgi almak istedikleri herhangi bir kişi yada grupla serbestçe görüşmelerine ve bunlardan gizlilik içinde bilgi alabilmelerine izin vermeli) ve kolaylık da sağlamalıdır. Uzman misyon üyeleri de görev gizliliğine saygılı davranmalı ve gözlemlerini davet eden devlete olabildiğince seri ulaştırmalıdır. (tercihen misyonunu kurulmasından itibaren üç hafta içinde sunmalıdır). Davet eden devlet, misyonun gözlemlerini, aldığı ya da almayı düşündüğü önlemlerle birlikte, misyonun gözlemlerini aldıktan sonraki iki hafta içinde Ofis aracılığıyla diğer katılan devletlere iletmelidir. Bu gözlemler ve davet eden devletin yorumları Daimî Konsey tarafından görüşülebilir ve Konsey tarafından ileriki adımlar değerlendirilir. Gözlem ve yorumlar, Konseye sunulana kadar gizli kalacaktır. Gözlem ve yorumların iletilmesinden önce aynı konuda yeni bir uzman misyon oluşturulamaz.

  • Raportör Misyonları:  Raportör misyonların görevi, bir soruna ilişkin olguları saptamak ve bunu raporlamaktır. Ayrıca o sorunun olası çözümleri konusunda da tavsiye verilebilir. Bu mekanizma uzman misyonunu aksine ilgili devletin rızasını gerektirmez. Raportör misyonları iki şekilde oluşturulabilir:

Birincisi, bir katılan devlet, talepte bulunduğu halde, diğer katılan devlet, talebin yapılmasından başlayarak on gün içinde uzman misyonu oluşturmamışsa ya da bir katılan söz konusu sorunun uzman misyon yoluyla çözülemediği görüşünde ise, en az beş katılan devletin desteğini alarak üç kişilik bir raportör misyon kurulması aşamasını başlatabilir. Bu tür bir karar, Ofis tarafından ilgili devlete ve diğer katılan devletlere bildirilir. Talepte bulunan devlet veya devletler kaynak listeden bir raportör seçer, ilgili devlet de eğer isterse, Ofis tarafından seçilen raportörün kendisine bildirilmesinden itibaren 6 gün içinde bir raportör seçer. Böyle bir durumda 3. raportörü seçilen iki raportör seçerler ve misyon kurulmuş olur. Eğer ilgili devlet raportör seçme hakkını kullanmazsa misyon o şekilde tamamlanmış olur.

İkincisi ise, bir katılan devlet, bir başka katılan devlette insanî boyut üstlenimlerinin yerine getirilmesine yönelik özel bir tehdit bulunduğu kanısında ise, en az dokuz katılan devletin desteğiyle, bir raportör misyonun kurulması işlemini başlatabilir. Bu durumda da yukarıdaki usul kullanılacaktır.

İlgili devlet misyonu ülkesine kabul etmek ve uzman misyona tanınacak tüm kolaylıkları tanımak suretiyle işbirliğine gitmek zorundadır. Raportör misyonun hazırladığı ve olguların saptanması, öneri ve görüşleri içeren rapor, ilgili katılan devletlere ve bunları tarafından aksi kararlaştırılmadıkça, Ofis’e, son raportörün atanmasından başlayarak 2 hafta içinde sunulur. İlgili devlet, ilgili bütün devletlerce aksi kararlaştırılmadıkça raporun sunulmasından başlayarak iki hafta içinde Ofis’e rapora ilişkin değerlendirmesini iletebilir. Rapor, Ofis tarafından ilgili devletin ya da diğer herhangi bir katılan devletin gözlemleriyle birlikte bütün katılan devletlere zaman geçirmeden iletilir ve Yüksek Konsey ya da Daimî Konsey’in ilk düzenli toplantısının gündemine konur ve burada ele alınıncaya kadar gizli kalır. Raporun dağıtılmasından önce aynı konuda bir başka raportör misyon atanamaz.

Yukarıda esasları açıklanan uzman ve raportör misyonlar, Yüksek Konsey veya Daimi Konsey tarafından da, herhangi katılan devletin isteği üzerine oluşturulabilmektedir. Yalnızca 1 kez bu usul kullanmıştır.

cc-) Olağandışı Askerî Faaliyetlere İlişkin Danışma ve İşbirliği Mekanizması

Katılan devletlerin ordu güçlerinin savaş zamanı haricindeki olağan zamanlarda, olağandışı faaliyetlerine ilişkin bilgi alışverişin ihtiva eder. Katılan devletler diğer katılan devletlerin toplantı yapma talebine cevap vermek zorundadır.

dd-) Askerî Nitelikli Tehlikeli Olaylara İlişkin İşbirliği Mekanizması

Bu mekanizma, herhangi bir katılan devletteki tehlile potansiyeli taşıyan hususlara ilişkin bilgileri diğer katılan devletlere aktarmayı ve rapor sunmayı öngrörür. Bu mekanizmanın aksatılmasıyla diğer bir katılan devlet zarar görürse bu zarar gören devlet açıklama talep edecektir ve derhal yanıtlanacaktır.

ee-) Erken Uyarı ve Önleyici Harekete İlişkin Hükümler

AGİT bölgesini kapsayan alanlarda herhangi bir katılan devlet, silahlı çatışma potansiyeli taşıyan hususları Yüksek Konsey gündemine taşıyabilir. Dönem başkanı vasıtasıyla, Daimi Konseyce, veya Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri, söz konusu olayla ilgisi olmayan 11 katılan devlet tarafından da yapılabilir.

ff-) Berlin Mekanizması

Helsinki Nihai Senedi’ndeki ilkelerden birinin ihlal edilmesi durumunda yahut barışın, güvenliğin tehlikeye düştüğü acil durumlarda işletilecektir. Böyle bir durumu tespit eden devlet, ilgili devletlerden açıklama isteyebilir. Açıklama gelmezse Yüksek Konsey’in derhal toplantıya çağırması talep edilebilir.

B-) Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözümü

aa-) Valetta Mekanizması

Bu mekanizma, katılan devletlerarasındaki uyuşmazlıkların barışçıl yollardan çözümü için, yetkili kişilerden oluşan kayıtlı bir listeden, uyuşmazlık halindeki taraflarla, ayrı ayrı veya bir arada temasa geçecek bir veya daha fazla kişinin seçilmesinden oluşur. Bu kişiler, taraflar açından bağlayıcı olmayan, yorum ve tavsiyelerde bulunabilirler. Bu mekanizma, tamamlayıcı nitelikte bir yöntem olarak tasarlanmış olduğundan, tarafların önceden veya sonradan başka bir barışçı çözüm yoluna gitmeyi kararlaştırdıkları uyuşmazlıklarda uygulanmayacaktır. Yine bu mekanizma, ülke bütünlüğü, ulusal savunma, ülke üzerindeki egemenlik hakkı ya da yetkiye ilişkin tartışmalı konularla ilgili olarak, taraflardan birinin bunu ileri sürmesi koşuluyla, bu konulardaki uyuşmazlıklara uygulanamayacaktır.

bb-) Cenevre Uzlaştırma ve Tahkim Sözleşmesi Mekanizması

1994’de yürürlüğe giren bu Sözleşme, diğer AGİT belgelerinden farklı olarak bir uluslararası andlaşmadır ve taraflarını hukuken bağlamaktadır. Dolayısıyla Valetta mekanizmasından farklı olarak, bu sözleşmeye taraf olan AGİT devletleri için Sözleşmede öngörülen mekanizmalar bağlayıcıdır. Ancak Sözleşmenin tarafı olmayan AGİT devletleri açısından hiçbir hukuksal etki söz konusu değildir.

Bu Sözleşme ile tarafların uyuşmazlıklarını uzlaştırma veya tahkim ile bir çözüme bağlaması öngörülmüştür. Sözleşmeye taraf olan devletler, zorunlu olarak uzlaştırma yöntemiyle bağlı bulunmakta, ancak, tahkim yöntemiyle isterlerse bağlanmama hakkına sahip olmaktadırlar. Tahkim yöntemi ile de bağlanmayı kabul eden devletler için bu yöntemin tek taraflı bir başvuru sonucu çalışabilmesi için uyuşmazlığın önceden uzlaştırma yöntemine sunulmuş ve bir çözüme ulaşılamamış olması gerekir.

Uzlaştırma ve tahkim yöntemine getirilen sınırlamalar da farklıdır. Uzlaştırma yöntemine getirilen tek sınırlama diğer barışçı çözüm yollarına başvurulması öngörülmüş olma ya da fiilen bu yollara başvurma durumlarıdır. Bu durumda uzlaştırma yöntemine gidilemez. Tahkim yöntemine getirilen sınırlamalara ise, hem uzlaştırma yöntemi hem de Valetta mekanizması için getirilen sınırlamalar dâhildir.

cc-) Seçimlik Uzlaştırma Komisyonu Mekanizması

Valetta ve Cenevre Sözleşmesi mekanizmaları dışında, AGİT devletleri ayrı bir uzlaştırma komisyonu mekanizması kurmuştur. Bu mekanizma, ya uyuşmazlık taraflarının doğrudan anlaşarak, ya da bu yöntemi önceden karşılıklılık koşuluyla kabul ettiğini bildiren AGİT devletlerinin AGİT Çatışmaları Önleme Merkezine tek taraflı olarak başvurmalarıyla işlemeye başlamaktadır.

Bu yolla oluşturulan komisyon, taraflara danışarak saptadığı usule göre, uyuşmazlık noktalarını açıklığa kavuşturup tarafların kabul edeceği çözümü sağlamaya çalışmakla görevlidir. Tarafların uzlaşmasını sağlayamazsa, uzlaştırma komisyonu gerekli gördüğü önerilerini belirli bir süre içinde taraflara sunacaktır. Tarafların bu önerileri kabul etmemesi durumunda Komisyon hazırlayacağı bir raporu Yüksek Konsey aracılığıyla Bakanlar Konseyi’ne sunacaktır. Ancak, tarafların gizli kalmasını istediği noktalar bu raporda yer almayacaktır.

dd-) Yönlendirilmiş Uzlaştırma Mekanizması

İT devletlerinin makul bir sürede çözemediği uyuşmazlıklara ilişkin olarak Bakanlar Konseyi’nin veya Yüksek Konsey’in, uyuşmazlık taraflarının karara katılmayacağı bir toplantı sonucu, ilgili devletler arasındaki uyuşmazlığın uzlaştırma yöntemine sunulmasına karar vermesi söz konusudur (konsensüs eksi iki kuralı). Böylece Bakanlar Konseyi veya Yüksek Konsey, AGİT devletleri arasında uzayan ve başka barışçı çözüm yolları aracılığıyla çözüme bağlanması da taraflarca kabul edilmemiş olan uyuşmazlıkları ya Seçimlik Uzlaştırma Komisyonu yöntemine veya 1992 Cenevre Sözleşmesi’ndeki uzlaştırma yöntemine yönlendirme kararı alabilecektir. Ancak, burada da Valetta Mekanizmasındaki sınırlamalar geçerlidir.

AGİT’İN HUKUKİ BOYUTU

AGİT belgelerinin hükümleri ve katılan devletlerin tutumları, bu belgelerin devletlerarası görüşmeler yoluyla hazırlanıp kabul edilen ancak birer anlaşma niteliği taşımayan belge niteliğinde olduklarını göstermekte ve doktrin de bu görüşü hemen hemen oybirliği ile desteklemektedir. Tabi ki burada AGİT çerçevesinde yapılan bazı uluslararası andlaşmaları istisna tutmak gerekir (Örneğin Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Güçlere Dair Andlaşma ve 1992 Cenevre Uzlaştırma ve Tahkim Sözleşmesi gibi).

AGİT belgelerinin en başından itibaren yapılan görüşmelerde moral olarak bağlayıcı olup fakat hukuken bağlayıcı olmaması yönünde bir eğilimin varlığı aşikârdır. Helsinki Konferansı sonucunda kabul edilen belgenin bir “Nihaî Senet” şeklinde kabul edilmesi dolaylı olarak İngiltere tarafından, “Nihaî Senet”in uluslararası uygulamada genellikle hukukî bir belge olarak kabul edilmediği ve bu sayede hukukî olarak bağlayıcı olmayan bir belgenin amaçlandığı varsayımının oluşturulacağı gerekçesiyle önerilmiştir. Bunu sağlamak için de Konferansta tüm belgelerin hukukî bir yükümlülük doğuracak bir ifade taşımaması yönünde özel gayret sarf edilmiştir. Örneğin, Helsinki Nihaî Senedi’nin girişinde, “…siyasî iradesiyle harekete geçen…” ve kapanışında da “…Konferansın sonuçlarına atfettikleri yüksek siyasî önemi hatırda tutarak…” ifadeleri belgenin hukukî niteliğini zayıflatmaktadır. Belgelerin içeriğinde hukukî bir bağlayıcılık endişesi doğuracak ifadelere ilişkin endişelerin varlığı durumda da taraflar açıkça bunu dışarıda bırakacak beyanlarda bulunmuşlardır. Örneğin, Amerikan delegasyonu, Güven artırıcı önlemler ve güvenlik ve silahsızlanmanın belirli yönlerine ilişkin belge’ye dair bu belgenin hukuken bağlayıcı olarak değerlendirilmediği yorum beyanında bulunmuştur ve hiçbir delegasyon buna itirazda bulunmamıştır. Yine Amerika ve İngiltere, Federal Almanya tarafından geliştirilen ve savunulan bir öneriyi desteklemişlerdir. Bu öneri, BM Şartı’nın 102. maddesi altında kaydedilecek bir andlaşma ve uluslararası anlaşma olmadığı şeklindeydi. Fakat bu öneri Nihaî Senedin “olumsuz” bir dil içermemesi ne olmadığından ziyade ne olduğunu belirtmesi gerektiği gerekçesiyle kabul edilmemiştir. Yani, öneriye yapılan itirazlar hukuken bağlayıcı bir belge olduğu noktasına değil sadece yönteme ilişkindi. Sonuçta bu konu, Nihaî Senedin sonuna konferansa ev sahipliği yapan Finlandiya Cumhuriyeti Hükümeti’nin Nihaî Senedin metnini, “tescil edilebilir nitelikte olmamakla birlikte”, Teşkilatın bütün üyelerine BM’nin resmi belgesi olarak dağıtılması amacıyla BM Genel Sekreteri’ne göndermesini öngören bir paragraf eklenerek çözümlenmiş ve andlaşma niteliği taşımadığına bir delil olarak değerlendirilmiştir. Bu paragrafın ifadesinin yeterli kesinlikte olmadığı endişesiyle Finlandiya Hükümetinin Genel Sekretere iletmesi üzere bir mektup hazırlanması konusunda ABD, Federal Alman Cumhuriyeti ve İngiltere’nin ısrarı söz konusudur. Sovyetler Birliği’nin “olumsuz” dil gerekçesiyle karşı çıkmasına rağmen, Nihaî Senedin kısmen veya tamamen BM Şartı’nın 102. maddesi çerçevesinde bir andlaşma veya uluslararası anlaşma olmadığını açıkça beyan eden bir mektup hazırlanmıştır. Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere, AGİT belgelerinde yer alan ifadelerden açıkça olmasa bile dolaylı olarak bu belgelerin hukuken bağlayıcı nitelikte olmadıkları çıkarılmaktadır. Buna ilişkin örnekler ilk olarak yukarıda değinildiği üzere Helsinki Nihaî Senedinde yer almaktadır ve daha sonrada Paris Şartı’nda benzer şekilde AGİT’in siyasi önemine vurgu yapılmıştır. Diğer AGİT belgelerinde de, özellikle kapanış belgelerinde AGİT’in siyasî önemine vurgu yapılmaktadır. Örneğin, Viyana Belgesi, AGİT ilkelerinin ve bunlardan doğan AGİT üstlenimlerinin “siyasî olarak çok önemli” olduğunu belirtmektedir. Yine AGİT belgelerinde uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerle AGİT üstlenimlerinin ayrı ayrı ifade edilmesi bu üstlenimlerin hukukî olarak yükümlülük arz etmediğine örnek gösterilmektedir. Helsinki Nihaî Senedi’nin X. İlkesine göre katılan devletler egemen haklarını kullanırken “uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine uygun davranırlar, ayrıca AGİK Nihaî Senedi hükümlerini de dikkate alır ve uygularlar” ifadesini içerir. Benzer ifade Viyana Belgesi’nde yer alır. Buna göre, AGİT hükümlerini uluslararası yükümlülüklerden ayırmak üzere “üstlenim” olarak nitelenmektedir. Böylece, örneğin, katılan devletler, yasa, yönetmelik ve politikalarının uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine uygun, On İlke ve AGİT çerçevesinde girilen diğer üstlenimlerle ise uyumlu olmasını gözetmemeyi üstlenmektedir. Bu ayırım daha sonraki belgelerde de korunmuştur. Yine yukarıda değinildiği üzere, AGİT belgelerinin BM Şartı 102. madde çerçevesinde değerlendirilmemesinin sonucu da bu belgelerin uluslararası bir andlaşma hatta anlaşma niteliğinde olmadığına bir delil teşkil etmektedir. Bu konuda belki aksi bir delil olarak ileri sürülebilecek olan bir konu ise, Helsinki Belgesinde AGİK’in BM Şartı’nın VIII. Bölümü kapsamına giren bir bölgesel teşkil olduğunun belirtilmesidir (Helsinki Zirve Bildirgesi, par.25). Yine Budapeşte Belgesi de, katılan devletlerden BM Şartı VIII. Bölüm çerçevesindeki bir bölgesel anlaşma/teşkil in katılımcıları olarak söz etmektedir (Budapeşte Kararları, Böl. I, par. 26). Ancak BM Şartı’nın bölgesel anlaşmalara ilişkin olarak herhangi bir sınırlayıcı ölçüt getirmemiş olması nedeniyle, bu değerlendirmeden yola çıkarak AGİK belgelerinin andlaşma? Niteliğini haiz olduğunu ileri sürmek mümkün görünmemektedir. AGİT belgelerinin andlaşma niteliği taşımadığının önemli bir göstergesi de, özellikle AGİT’in kurumsallaşmasıyla birlikte, AGİT üstlenimlerinin yaşama geçirilmesini sağlamak üzere andlaşmalar yapılmasının özendirilmesi ve katılan devletlerin iç hukuklarında AGİT üstlenimlerine uygun düzenlemeler yapılmasının istenmesidir. Roma Belgesi uyarınca, katılan devletlere iç hukuklarının gereklerine uygun biçimde, AGİT kurumlarına hukuksal statü kazandırma, AGİT kurumlarına, görevlilerine ve misyonlarının üyelerine ayrıcalık ve bağışıklık tanıma üstlenimi getirilmektedir (Roma Belgesi Böl. VII, par. 11). Bu üstlenimlerin yerine getirilmesi, ya andlaşmalar yapılması yoluyla ya da devletlerin tek taraflı işlemleriyle mümkündür. Budapeşte Belgesi, Roma üstlenimlerinin uygulanmasının gözden geçirileceğini bildirirken, gerekirse hukuksal nitelikte düzenlemeler yapılması olanağının araştırılacağının ve katılan devletlerin, üstlenimlerini millî hukuklarına aktarma ve gerekirse andlaşmalar yapma imkânlarını inceleyeceklerini belirtmektedir (Budapeşte Kararları, Böl. I, par. 29). Bunlar da göstermektedir ki, söz konusu üstlenimlerin yerine getirilmesi, ya andlaşmalar yapılmasıyla, ya da devletlerin tek taraflı işlemleriyle mümkündür. Bunun sonucu da, AGİT belgelerinin andlaşmaların aksine böyle bir etkiyi kendiliğinden yaratamadıklarını göstermektedir.

Katılan devletlerin tutumu da AGİT belgelerinin hukukî olarak bağlayıcı nitelikte olmadığının önemli bir göstergesidir. AGİT sürecinin en başında katılan devletler, o zamanki Varşova Paktı üyelerinin (yani Doğu Bloğu devletlerinin) Konferansın bir andlaşma ile sonuçlandırılmasını istemişlerse de diğer katılan devletlerin aksi görüşte olmaları nedeniyle bu niyet kabul görmemiştir. Yukarıda anlatıldığı üzere, Nihaî Senedin bir andlaşma olmadığına ilişkin açık bir hüküm içermesinin önerilmesi ve bunun sadece olumsuz bir dil kullanmamak için reddedilmiş olması katılan devletlerin bir andlaşma yapma niyetini taşımadığını göstermektedir. Yine Helsinki Zirvesi sırasında, katılan devletlerin devlet ve hükümet başkanlarının ve BM Genel Sekreterinin yaptıkları konuşmalarda Nihaî Senedin katılan devletleri hukuken bağlamadığı dile getirilmiştir. Tarafların millî hukuk düzenlerinde AGİT belgelerine hukukî değer tanınmaması ve bu belgelerin andlaşmaların onaylanmasına ilişkin millî hukuk kurallarına tabi tutulmamaları da önemli bir göstergedir. Millî yargı organları da AGİT belgelerini andlaşma olarak değerlendirmemiştir.

Budapeşte Zirvesi Kararı (6 Aralık 1994) gereğince, 1 Ocak 1995 tarihinde AGİK ismi AGİT olarak değişmiştir. “Konferans” yerine, kurumsallaşmanın bir sonucu olarak “Teşkilat” ifadesinin kullanılması ister istemez milletlerarası hukuk kişiliğine sahip olan milletlerarası teşkilatları çağrıştırmaktadır. Ancak Budapeşte belgesinde, bu isim değişikliğinin AGİK üstlenimlerinin niteliğini ve AGİK ve kurumlarının statüsünü de değiştirmediği açıkça belirtilmiş ve örgütsel gelişimi içinde AGİK esnek ve dinamik olma özelliğini koruyacaktır denmiştir (Budapeşte Kararları, Böl. I, par. 29). Budapeşte zirvesinde kabul edilen belgelerden anlaşıldığı üzere katılan devletlerle kurumun ve organlarının hukukî statüsünü değiştirmek ve milletlerarası hukuk kişiliği yaratma konusunda bir anlaşma oluşturmak niyetinde değildirler.

Bir Cevap Yazın

error: Notlarımızı kopyalayamazsınız :)
%d blogcu bunu beğendi: